Yakalım Tüm Kitapları

Wed Feb 25 2026

Zorba kitabında şöyle bir yer dikkatimi çekti: “Aklıma bir şey geldi,” dedi. “Bunu sana söyleyeceğim, ama kızmayacaksın: Bütün kitaplarını bir yere yığ ve yak. O zaman… anlama olanağını bulursun belki…”

İlk okuduğumda Zorba’nın “kitaplarını yak” demesi bana kitap düşmanlığı gibi gelse de sanki söylediği şey biraz daha farklı bir şey. Başkalarının cümlelerine tutunarak yaşamak… Okuduklarını bir zırh gibi kuşanıp onların arkasına saklanma. Bir yazarın vardığı sonuca hayran kalmak kolay. Ama o sonuca kendi başına yürümek zor. Zorba’nın değindiği şey: Başkasının düşüncesiyle konuşmak yerine, kendi düşüncene sahip ol.

Okumak elbette kıymetlidir. İnsanın ufkunu açar, yol gösterir. Ama okuma ezberlenecek hazır cevaplar toplamak için değil insanın kendi aklını keskinleştirmesi için olmalı bence. Bir kitabı bitirdiğinde onun gibi konuşmaya başlıyorsan ama kendin gibi düşünemiyorsan işte ortada bir eksiklik vardır derim. Kitap sana bir bilinç kazandırmalı. Başkasının ışığıyla aydınlanmak mümkün fakat o ışığı kendin tutup ilerlemedikçe karanlık ilk rüzgarda geri geliyor.

Bu konu da bana Gazali’nin bir hikayesini hatırlatıyor. Rivayete göre Gazali gençliğinde ilim yolculuğundayken eşkıyalar notlarını alır. “Defterlerimi verin. Onlarda sizin işinize yarayacak bir şey yok.” der ve eşkıyalardan birisi “İlmin o defterlerdeyse ve onlar gidince ilmin gidiyorsa, sen nasıl alimsin?” der ve bu söz onu sarsar. Bağdat’a döndüğünde notlarını ezberler. Bilgiyi kağıttan zihnine taşır. Zorba’nın dediği şeyi de buna benzetiyorum. “Bütün kitaplarını bir yere yığ ve yak. O zaman… anlama olanağını bulursun belki”. Belki de asıl mesele budur: Taşınan kitap değil, taşınan idrak.