Uzayan Zincir
Sat Feb 28 2026
Efendimiz ne kadar yüksekteyse, tutsaklık zincirimiz de o kadar uzuyor ve o zaman çok geniş bir harmanın içinde sıçrayıp oynuyor, sonra ucunu bulamadan ölüyoruz,bunun adına da özgürlük mü demişiz yoksa?
Özgürlük fikrini gerçekten sorgulattı… Eğer bir “efendi” varsa ve elinde tuttuğu zincirin uzunluğu bize minik bir hareket alanı veriyorsa o alana gerçekten özgürlük diyebilir miyiz? Yoksa bu sadece daha geniş bir sınırın içinde dolaşmak mı olur?
Burdaki özgürlüğü klasik “efendi-köle” ilişkisi gibi düşünmek istemiyorum. Daha modern, daha bize ait tutsaklıklar aklıma geliyor. Bugünün dünyasında zincirler maalesef daha korkutucu çünkü artık görünmezler. Çalışma düzeni, başarı beklentisi, sürekli üretme ve görünür olma baskısı…
İnsan çoğu zaman seçim yaptığını sanar. Aslında seçeneklerin sınırları önceden çizilmiş olabilir. Tüketim alışkanlıkları, sosyal onay arayışı, hatta ilişkilerdeki bağımlılıklar bile bir tür bilinçsiz tutsaklığa dönüşebilir.
Kimse zinciri tutmuyor gibi görünür ama yine de kişi belli kalıpların dışına çıkmakta zorlanabilir. Bu tür bir tutsaklık açık bir baskıdan değil alışkanlıktan ve kabullenişten besleniyor. Belki de kişi içinde bulunduğu çerçeveyi sorgulamadığı sürece kendini özgür hissediyordur.